Hücreler can almaya devam ediyor!..
Yazımızın konusu bu değil ama bir kaç söz söylemeden geçemeyeceğim.
Bu yazıyı kaleme aldığım gün iki adım ötemde bir yasamın son bulduğunu öğrendik. Sırp milliyetinden 63 yasındaki Velibor dede hücresinde kendini astı.
Avrupa‘nın desteği ve tesviki ile Türkiye hapishanelerinde tecrit hücreleri gündeme getirildiğinde biz Türkiyeli devrimciler bir slogan attık: „Insan Sadece Mezarda Yalnız Kalabilir!..“ dedik.
Velibor dede, emperyalist kapitalist dünyanın bir çoğunda olduğu gibi Almanya‘da canlı canlı mezara gömülen onbinlerce insandan biriydi. Ve yalnız kalabileceği tek yere gitmeyi tercih etti!.. Huzur içinde yatsın!.. Bir insan günün yirmi-yirmi üç saati daracık bir hücrede yapayalnız kilit altında tutulamaz. İnsan olanlar insana bunu reva görmez. Velibor dede işte buna isyan etmiştir. Onun intiharı bu insanlık dışı uygulamanın bir sonucu ve ona karşı bir çığlıktır. Kimse başka neden, başka gerekçe aramasın. Velibor dedenin geride bıraktığı mektuba, suna buna sığınmasın. Bu lanetli hücre ve tecrit sistemi olmasa, Velibor dedenin intiharı pekala önlenebilirdi.
Bu durum, hala insan hakları adına caka satanlar için bir uyarı, bir ders olur mu bilmem. Pek sanmıyorum. Çünkü bu hücrelerde intihara sürüklenmiştir. Ama yine de umut etmek gerekir. Özellikle hücre sisteminin kurbanı tutukluların umut etmesi gerekir. Çünkü, halklar er geç bunu insana reva görenlerin çirkin yüzünü görecektir. Ve onlar halkların hesap soran bakışları altında bir gün yaptıklarını savunamaz duruma düşecektir…

* * *

Son yıllarda, başta Almanya ve Fransa‘da olmak üzere, Avrupa‘nin kimi ülkelerinde Türkiyeli devrimciler tutuklanıyor. Tecrit hücrelerine atılıyor. Mahkemelerde yargılanıyor. Ağır cezalara çarptırılıyor. İçlerinde dört buçuk yıldır hala yargılaması bitirilemeyenler, dolayısıyla tutukluluğu adeta ceza uygulamasına çevirilenler var.

Güya bütün bunlar demokrasi adına yapılıyor. Demokratik yargı terafından yapılıyor. Gerekçesi ise: „Teröre karşı demokrasiyi korumak.“

Peki bugün dünyada terör estirenler kim?

Bugünün dünyasında terör estirenler Amerika‘dan kalkıp dünyanın öbür ucundaki ülkeleri sömürü ve talan amacıyla işgal edenlerdir. İşgal ettiği ülke halklarının üzerine tonlarca bomba yağdıranlardır. Kadın, çocuk, sivil, asker demeden milyonlarca insanı katledenlerdir. Sadece Libya‘da NATO aracılığı ile yapılan oparasyonda bugüne kadar savaş uçakları tam 12 bin sorti yapmıştır. Her sortide iki bomba bıraksalar bu en az 24 bin bomba patlattıkları anlamına gelir. Sivil, asker ayrımı gözetmeden tüm Libya halkını bombaladıklarını ise kendileri de itiraf etmektedirler. İşkenceler, sürgünler, işkence cezaevleri gibi daha sayısız terör uygulamalarını bir tarafa bırakalım, sadece bu bombardımanlar bile dünya halkları üzerinde nasıl vahşi bir terör estirildiğini gözler önüne sermeye yeterlidir.

Türkiye‘ye gelince, faşist devlet ve onun paramiliter uzantıları dışında terörist aramak bosuna çabadır.

Bu faşist devlet, öylesine işkenceci, katliamcı, baskıcı bir devlettirki; sadece 1980-1983 yılları arasında bir milyondan fazla kişiyi işkenceden geçirmiştir. O dönem Türkiye‘nin nüfusu 45 Milyondur. Yani yeni doğmus çocuklar da içinde olmak üzere her kırk kişiden biri işkenceden geçirilmiştir. Yetişkin nüfus baz alındığında ise her yirmi kişiden birinin işkence gördüğünü rahatlıkla söyleyebiliriz.

1990`lı yıllardaki işkence uygulamaları ve katliamlar 1980`li yilları da aşmiştir. Daha yaygındır ve daha vahim boyutlardadır. Çünkü bu dönem, devlet tam bir kontrgerilla devletine dönüşmüştür.

2000`lere gelindiğinde ise, bu kontrgerilla devleti, devrimci mücadeleyi bitirememenin çaresizliği içinde, iyice yozlaşmiş ve çürümüştür. Bu yillarda hiç bir suç örgütü yoktur ki, içinde en alttan en üste kadar devlet görevlileri, özellikle güvenlik görevlileri yer almamış olsun… Uyuşturucu kaçakçılığı, fuhuş, beyaz kadın ticareti, insan kaçakçılığı, dolandırıcılık, mafyacılık, haraç toplama ve daha bir çok suç örgütü bizat devlet kadrolarınca kurulmuş ve yönetilmiştir.

Siyasi olarak ise, bu yapının her anı her saniyesi suç işlemekle geçmiştir. Bunun sonuçları korkunçtur: Türkiye‘de son rakamlara göre, 60 bin kişi siyasi nedenlerle katledilmiştir. Binlerce insan ardında hiç bir iz bırakmadan kaybedilmiştir. Milyonlarca insana işkence yapılmıştır. Beş binden fazla köy yakılıp yıkılmış ve içindekiler işkencelerden geçirilerek sürgüne gönderilmiştir. Onbinlerce insan ağır cezalarla tecrit hücrelerine atılarak çürütülmektedir.
Mayıs 2011 tarihi itibarıyla, Türkiye de‘114 toplu mezar bulunmuştur. Bu toplu mezarlarda bin yediyüz insana ait kemik tespit edilmiştir. Üstelik bu toplu mezarlar, devletin tüm engellemelerine ve hiçbir uluslararası yardım alınamamasına rağmen bulunmuştur.

Bunların karşısında Türkiyeli devrimciler ne yapmıştır, ne suç işlemişlerdir? Avrupa‘da tamamen demokratik, meşru ve yasal zeminlerde Türkiye‘deki faşist suç makinesin teşhir etmek ve demokrasi mücadelesi vermekten başka ne yapmışlardır? Tek kurşun mu atmışlar, tek bomba mı patlatmışlardır? Türkiye‘deki faşizme karşı demokrasi ve adalet istemekten ve bunlar için mücadele etmekten başka ne suçları vardır?

şimdi kalkmış birileri, adalet ve demokrasi adına Türkiyeli devrimcileri yargılıyor. Kimi kandırıyorsunuz?.. Bu yargılamaların adaletle, demokrasi ile hiç bir alakası yoktur. Bu, alenen bir de hukuk kurumları aracılığı ile Türkiye‘deki faşizmi desteklemekten başka bir şey değildir.

Bu, adalet adına, adaletin en temel ilkelerinin ayaklar altına alınmasıdır. Suçlu ve zalimlerin korunması, ama mağdur ve mazlumların cezalandırılmasıdır. Kelimenin gerçek anlamıyla Avrupa adalet anlayışının iflasıdır!..

Bütün bunlar herkesten önce Avrupa halkları için uyarıcı olmalıdır… Çünkü, başka ülke halklarına karşı faşizmi destekleyenler, birgün kendi ülkesindeki halklara da aynı uygulamaları reva görmekten çekinmezler!.. Bu nedenle, bu uygulamalar aynı zamanda Avrupa‘daki egemen sınıfların gerçek niyetlerini açiğa vurmaları anlamına gelir. Dolayısıyla bunlara karşı uyanık olmak, mücadele etmek, herkesten önce Avrupalı emekçilerin ve en başta da demokrasi güçlerinin görevidir…

Faruk Ereren
Düsseldorf Hapishanesi

Faruk Ereren
JVA Düsseldorf
Oberhausener Str. 30
40472 Düsseldorf

no129.info